Hareketli Resimler

%20
Hareketli Resimler,Terry Pratchett

Liste Fiyatı : 21,00 TL
İndirimli Fiyat : 16,80 TL

Havale/EFT ile 16,60 TL
(Bu ürünü aldığınızda 16 puan kazanacaksınız)
   16

Temin süresi 5 iş günüdür.

Adet




Diskdünya'nın simyacıları gümüş perdenin büyüsünü keşfetti. Ama Holy Wood tepesinde karanlık bir sır saklı. Bu sırrın ne olduğunu öğrenmek ve sonuçlarıyla başetmekse iki yeni Holy Wood yıldızına düşüyor; Victor Tugelbend'e (“Şarkı söyleyemiyor. Dans edemiyor. Sadece biraz kılıç kullanabiliyor“) ve Thelda Withel'a (Muhtemelen adını hiç duymadığın küçük bir kasabadan geldim“).
Hareketli Resimler, Diskdünya romanı, çılgına dönmüş bir dünyanın oluşturduğu fon üzerinde geçen muhteşem ölçüde gülünç bir destan!
KİTAPTAN...
Simyacıların bir Loncası olması dikkate değer bir olaydı. Sihirbazlar yalnızca işbirliğini sevmeyen kişiler olmakla kalmayıp, aynı zamanda doğaları gereği hiyerarşik ve rekabetçiydiler. Organizasyona ihtiyaçları vardı. Tepeden bakacak altı düzey ve arzulanacak bir Sekizinci Düzey yokken Yedinci Düzeyden bir sihirbaz olmanın ne faydası olurdu ki? Nefret edecek ve küçümseyecek başka sihirbazlara ihtiyacınız vardı.
Buna karşın her simyacı yalnızca bir simyacıydı, karartılmış odalarda ya da gizli bodrumlarda çalışırlar, durmaksızın büyük piyangoyu ararlardı -Felsefe Taşı'nı, Yaşam İksiri'ni. Hepsi ince, pembe gözlü, sakalları aslında sakal olmayıp ortak savunma amacıyla bir araya toplanmış bireysel kıllar olan, çoğunda kaynayan cıvanın yanında fazla kalmaktan kaynaklanan o belirsiz, dünyadışı ifade bulunan adamlardı.
Simyacılar başka simyacılardan nefret etmez değildi. Sadece, genellikle onları fark etmez ya da mors olduklarını sanırlardı.
Bu yüzden onların minik, horgörülen Loncaları, örneğin Hırsızlar, Dilenciler ya da Katiller Loncası'nın güçlü statüsüne hiçbir zaman ulaşamamıştı, bunun yerine kendini, örneğin, potasyum siyanidle çalışırken aşırı rahat davranmış ya da ilginç mantarları imbikten geçirmiş ve elde ettikleri karışımı içmiş ve sonra perilerle şarkı söylemek için çatıya çıkmış simyacıların dullarına ve ailelerine yardım etmeye adamıştı.
Elbette çok fazla dul ya da yetim yoktu, çünkü simyacılar başka insanlarla uzun süreli ilişki kurmayı güç bulurlardı ve evlenmeyi başarsalar bile bunun sebebi genellikle maden eritme kaplarını tutacak birine ihtiyaç duymaları olurdu.
Sonuç olarak, Ankh-Morpork simyacılarının şimdiye dek keşfettikleri tek beceri, altını daha az altına dönüştürme becerisiydi.
Şu âna dek
Artık banka hesabında beklenmedik bir servet bulan ve insanların dikkatini buna çekmesi mi, yoksa parayı alıp kaçması mı gerektiğini bilemeyen insanların sinirli heyecanıyla doluydular.
“Sihirbazlar bundan hiç hoşlanmayacak,“ dedi içlerinden biri, Lully adında zayıf, kararsız bir tip. “Buna büyü diyecekler. Sihirbaz olmadığın halde büyü yaptığını düşünürlerse gerçekten sinirleniyorlar, biliyorsunuz.“
“Bunda büyü filan yok,“ dedi Lonca başkanı Thomas Gümüşbalık.
“İblisler var.“
“Bu büyü değil. Bu yalnızca sıradan bir gizem.“
“Eh, bir de semenderler var.“
“Son derece normal, doğal tarih. Bunda yanlış bir şey yok.“
“Eh, tamam. Ama yine de büyü diyecekler. Nasıl olduklarını bilirsiniz.“
Simyacılar kasvetle başlarını salladılar.
“Onlar gerici,“ dedi Lonca sekreteri Sendivoge. “Şişkin büyüokratlar. Diğer Loncalar da öyle. Gelişimin nasıl ilerlediği hakkında ne biliyorlar ki? Umurlarında mı. Yıllar önce böyle bir şey yapabilirlerdi, ama yaptılar mı? Yok canım! Bizim, insanların yaşamlarını nasıl da daha şey, iyi hale getirebileceğimizi bir düşünün. Olasılıklar muazzam.“
“Eğitimsel,“ dedi Gümüşbalık.
“Tarihsel,“ dedi Lully.
“Ve elbette, eğlence de var,“ dedi Lonca haznedarı Peavie. Ufak tefek, sinirli bir adamdı. Zaten çoğu simyacı sinirli olurdu; deney yaptıkları, potada kaynayan şeyin şimdi ne yapacağını bilmemekten kaynaklanırdı bu.
“Şey, evet. Biraz da eğlence olduğu ortada,“ dedi Gümüşbalık.
“Büyük tarihi dramlardan bazıları,“ dedi Peavie. “Manzarayı bir düşünsenize! Birkaç aktör topluyorsunuz, onlar bir kez rol yapıyor ve Disk'in her tarafındaki insanlar bunu istedikleri kadar izleyebiliyor! Maaşlardan büyük tasarruf sağlar, bu arada,“ diye ekledi.
“Ama zevkli,“ dedi Gümüşbalık. “Büyük sorumluluk taşıyoruz. Hiçbir şekilde“ sesi sönüp gitti, “...bilirsiniz bayağı olmayan şeyler yapılmalı.“
“Bizi durduracaklar,“ dedi Lully karanlık bir ifadeyle. “O sihirbazları bilirsiniz.“
“Bir süredir bunu düşünüyorum,“ dedi Gümüşbalık. “Zaten burada ışık çok kötü. Aynı fikirdeyiz. Berrak göklere ihtiyacımız var. Ve çok uzakta olmalıyız. Sanırım doğru yeri biliyorum.“
“Biliyor musunuz, bunu yaptığımıza inanamıyorum,“ dedi Peavie. “Bir ay önce yalnızca delice bir fikirdi. Ve şimdi işe yarıyor! Tıpkı büyü gibi! Ama büyü değil, ne demek istediğimi anlıyorsanız,“ diye ekledi çabucak.
“Yalnızca yanılsama değil, gerçek bir yanılsama,“ dedi Lully.
“Bunu düşünen oldu mu bilmiyorum,“ dedi Peavie, “ama bu bize biraz para kazandırabilir. Hım?“
“Ama bu önemli değil,“ dedi Gümüşbalık.
“Hayır. Hayır, elbette değil,“ diye mırıldandı Peavie. Diğerlerine baktı.
“Yine izleyelim mi?“ dedi utangaç bir ifadeyle. “Kolunu ben çevirebilirim. Ve, ve şey, bu projeye fazla katkım olmadı, ama bu, eee, şeyi buldum.“
Cüppesinin cebinden çok iri bir torba çıkardı ve masanın üzerine bıraktı. Torba devrilince köpüksü, beyaz, şekilsiz birkaç top dışarı yuvarlandı.
Simyacılar bakakaldılar.
“Bu ne?“ dedi Lully.
“Şey,“ dedi Peavie rahatsızca, “yaptığın şu, biraz mısır alıyorsun, sonra, diyelim ki, Üç Numara potaya koyuyorsun, biraz yemeklik yağ ekliyorsun, anlıyor musunuz, sonra üzerine tabak gibi bir şey koyuyorsun ve ısıttığın zaman patlıyor, demek istediğim, cidden patlamıyor ve patlamayı kestiği zaman tabağı çekiyorsun ve mısır bu, eee, şeylere dönüşmüş oluyor“ Meslektaşlarının anlamamış suratlarına baktı. “Yiyebilirsiniz,“ diye mırıldandı özür dilercesine. “Üzerine tereyağı ve tuz koyarsanız, tuzlu tereyağı gibi tadı oluyor.“
Gümüşbalık kimyasallarla lekelenmiş elini uzattı ve ihtiyatla köpüğümsü parçalardan birini seçti. Düşünceli bir şekilde çiğnedi.
“Bunu neden yaptım bilmiyorum aslında,“ dedi Peavie kızararak. “Ama doğru olduğu gibi bir fikre kapıldım.“
Gümüşbalık çiğnemeye devam etti.
“Karton gibi tadı var,“ dedi bir süre sonra.
“Pardon,“ dedi Peavie, yığının kalanını torbaya süpürmeye çalışarak. Gümüşbalık nazikçe elini koluna koydu.
“Ama,“ dedi, bir başka köpüksü parça seçerek, “gerçekten de belli bir şeyi var, değil mi? Gerçekten doğruymuş gibi geliyor. Adı ne demiştin?“
“Aslında bir ismi yok,“ dedi Peavie. “Ben ona pörtlemiş tahıl diyorum.“
Gümüşbalık bir tane daha aldı. “Gülünç, yemeyi bırakmak istemiyorsun,“ dedi. “Daha fazlamsı. Pörtlemiş tahıl ha? Tamam. Her neyse baylar, kolu teker teker çevirelim.“
Lully filmi büyüsüz lambaya sarmaya başladı.
“Projeyi gerçekten büyütebileceğimiz ve sihirbazların bizi rahatsız etmeyeceği bir yer bildiğini söylüyordun,“ dedi.
Gümüşbalık bir avuç pörtlemiş tahıl aldı.
“Biraz uzakta, kıyıda,“ dedi. “Güzel, güneşli ve bugünlerde kimse oraya gitmiyor. Rüzgarın süpürdüğü eski bir orman, bir tapınak ve kum tepeciklerinden başka hiçbir şey yok orada.“
“Tapınak mı? Tanrılar gerçekten sinirlenebilir, eğer siz...“ diye başladı Peavie.
“Bak,“ dedi Gümüşbalık, “bölgenin tamamı yüzyıllardır terk edilmiş. Orada hiçbir şey yok. Ne insan, ne tanrı, ne de bir şey. Yalnızca bizi bekleyen bol güneş ışığı ve arazi. Bizim şansımız bu, çocuklar. Büyü yapmamıza izin yok, altın yapmamıza izin yok, servet yapmamıza izin yok o zaman biz de gidip hareketli resimler yapalım. Tarih yapalım!“
Simyacılar daha neşeli görünerek arkalarına yaslandılar.
“Evet,“ dedi Lully.
“Ah. Tamam,“ dedi Peavie.
“Hareketli resimlerin şerefine,“ dedi Sendivoge, bir avuç pörtlemiş tahıl kaldırarak. “Bu yeri nereden duydun?“
“Ah, ben...“ Gümüşbalık sustu. Şaşkın görünüyordu. “Bilmiyorum,“ dedi sonunda. “Pek hatırlayamıyorum. Bir kez duymuş ve unutmuş olmalıyım. Ve sonra aklıma geliverdi. Bu tür şeylerin nasıl olduğunu bilirsiniz.“
“Evet,“ dedi Lully. “Ben ve film gibi. Sanki onu nasıl yapacağımı hatırlıyor gibiydim. Tuhaf, gülünç oyunlar oynuyor şu zihin.“
“Evet.“
“Yaa.“
“Zamanı gelmiş bir fikir, anlıyor musunuz.“
“Evet.
“Yaa.“
“Bu olmalı.“
Masaya hafifçe endişe yüklü bir sessizlik çöktü. Onları huzursuz eden şeyin üstüne zihinsel parmaklarını basmaya çalışan zihinlerin sesiydi bu.
Hava kıvılcımlanır gibi oldu.
“Bu yerin adı ne?“ dedi Lully sonunda.
“Eski günlerde ne deniyormuş, bilmiyorum,“ dedi Gümüşbalık, arkasına yaslanıp pörtlemiş tahılları kendine çekerek. “Bu günlerde Holy Wood, diyorlar.“
“Holy Wood,“ dedi Lully. “Kulağa tanıdık geliyor.“
(Tanıtım Bülteni'nden Alıntı)

Stok Kodu
9789758725915
Boyut
135-195
Sayfa Sayısı
392
Basım Yeri
İstanbul
Basım Tarihi
2004-1
Kapak Türü
Karton Kapak
Kağıt Türü
2. Hamur
Dili
Türkçe
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat