Fresne Canaye Seyahatnamesi ilk kez 1625'te oluşturulmuş bir seyahat anlatıları derlemesinde yer alıyor. Tüccarlar ve hukukçular yetiştirmiş Parisli bir aileden gelen Philippe du Fresne 1551'de doğdu. Genç yaşta Protestanlığı seçti, eğitimi için gittiği Venedik'te Fransa'nın İstanbul Büyükelçisi Noailles'ın yazmanı Massiot ile tanıştı. Bu da ona büyükelçinin maiyetine girme fırsatını verdi. Noailles, 14 Ocak 1573'te Ragusa'dan yola çıktı. Du Fresne, 28 Şubatta İstanbul'a ulaştı ve 9 Hazirana kadar burada kaldı. Bu tarihte büyükelçinin maiyetinden ayrılarak Ege adaları, Mora kıyısı ve İon adaları yoluyla Venedik'e gitti. Fresne-Canaye'nin Osmanlı İmparatorluğu'ndaki yaşamı sırasında gördüklerini ve ilginç olayları tarihiyle yaşandığı gün not etmiş olmasına karşın, bu notları daha sonra, büyük ihtimalle Venedik'e döndükten sonra yazdığı anlaşılıyor. O sırada Adriya denizinden İstanbul'a giden başlıca yol Ragusa'da başlıyordu. Kente birkaç saatlik uzaklıkta, Cumhuriyet'in gümrük karakollarıyla, daha sonra da Padişahınkilerle karşılaşılıyor; sonra, Trebinye, Ternoviçe, Vraça boğazı, Prepolye ve Yeni Pazar'dan geçiliyor, genellikle Niş ve Sofya yoluyla Filibe'ye ulaşılıyordu. Yazarımızın yapıtının değişik yerlerinde Edirne pazarının önemi, burada satılan ürünler, Asya kıyıları kültürü gibi ticaret tarihiyle ilgili başka bilgilere de rastlıyoruz. Yolu üzerinde karşılaştığı halkları titizlikle inceliyor, Slavonya'nın, Morlakya'nın sınırlarını belirlemeye çalışıyor; Bulgar kadınlarının saç biçimini, İstanbul ya da Pera sokaklarında karşılaştığı giysileri betimliyor; bir Rum düğününe, bir sünnet düğününe, bir esir pazarına, bayram şenliklerine, padişahın elini öpme törenine konuk ediyor; her fırsat bulduğunda halkın içine giriyor. Fresne-Canaye çok ilginç bir tarihte, hemen hemen İnebahtı bozgunundan iki yıl sonra, Türkiye'ye gitme şansını elde ediyor; Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa'nın giriştiği yeniden yapılanma çalışmalarını bütünüyle izliyor. Büyütülen tersanede gemilerin yapımını seyrediyor: Piyale Paşa komutasındaki donanmanın yola çıkışına tanık oluyor. Türk İmparatorluğu üstüne genel yargısı hiç de olumsuz değil. Düzenli ordularda hüküm süren hayranlık verici disiplin ve padişahın para ve insan olarak elinde bulundurduğu uçsuz bucaksız kaynaklar karşısında şaşkına dönüyor ve Hıristiyan kökenli vezirlerin çok akıllıca yönettiği Osmanlı İmparatorluğu'nun kısa vadede yıkılacağına hiç inanmıyordu. Protestan önyargılardan iyice sıyrılmış olarak Türkiye'ye giren Fresne-Canaye, kervansarayların çok iyi oldukları kanısına varıyor, “Türklerin sertliğine“ çok kızıyor, karılarını özel hapishanelere koyan, yabanıl hayvanlarınıysa sokaklara başıboş bırakan insanları anlamıyor. Ne var ki, bütün bunlar onun Türklerde bulunan birçok iyi niteliği görmesini engellemiyor ve bu niteliklerin başında da, Hıristiyanlara özgü olduğu ileri sürülen bir erdem geliyor: Tanrı sevgisi. Muhammed'in dininden söz ettiğinde, Müslümanların Allah adını vererek taptıklarının Fransızların Dieu'sü [Tanrı] olduğunu kabul ediyor; Türkiye'de bir müftünün dua okumadan bir mahkeme kararını açıklamadığını ve yeryüzü yargıçlarının yüce yargıç Allah'a saygı duyduklarını söylerken, bu geleneği “santa et buona usanza“ [kutsal ve iyi bir uygulama] olarak niteliyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Stok Kodu
9786051050102
Boyut
165-210
Sayfa Sayısı
168
Basım Yeri
İstanbul
Basım Tarihi
2009-01
Çeviren
Teoman Tunçdoğan,
Kapak Türü
Karton Kapak
Kağıt Türü
2. Hamur
Dili
Türkçe
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat