Bağımsızlık Kutlaması

%20
Bağımsızlık Kutlaması,Lyonel Trouıllot

Liste Fiyatı : 5,00 TL
İndirimli Fiyat : 4,00 TL

Havale/EFT ile 3,95 TL
(Bu ürünü aldığınızda 4 puan kazanacaksınız)
   4

Temin süresi 4 iş günüdür.

Adet




“Saatin tam olarak kaç olduğunu kimse bilemiyordu. Saatler çakışmıyordu. Aynı yönde ilerlemiyordu. Bir saat Ufaklığın çetesinin göstericileri ikiye bölüp, kalabalığa yandan saldırmasını gösteriyordu. Not defteri ve ses kayıt cihazı olan gazetecinin pusudaki saatiyse, neredeyse saniyesine varıncaya kadar ilk kan damlalarını, sağ tarafta beklenmedik bir şekilde açılan yaraları, yaylım ateşlerini, rasgele çarpan, kalabalığı döven, önüne gelen herhangi bir bacağa, herhangi bir yüze vuran, nasıl bir haykırışa neden olacağına aldırmayan demir sopaları kaydediyordu. Şu ya da bu olsun, tüm saatler hayat gibi kırılgandı ve darbelerden kaçma gayretiyle her yöne koşan insanları görmemek için paramparça oluyorlardı.“

Haiti'nin bağımsızlığının iki yüzüncü yılı kutlamalarında geçen, “sokaklara dökülenlere“ adanmış bu roman Haiti'nin yakın tarihine ışık tutuyor.

Tarihsel kayıtların o uzak, mesafeli, soğukkanlı dilini kıran yazar, barışçıl bir yürüyüşün adım adım nasıl kana boyandığını aktarırken, tarihin merhametsizce ezdiği bir gencin hikâyesini yakın, sevecen bir dille anlatıyor.
(Arka Kapak)
Tepenin eteklerine vardığında öğrenci barışçı olmayı seçmekle doğru yapıp yapmadığına artık emin değildi. Kardeşininki gibi bir silahı olmadığına pişmandı. Sadece moral bozmaya yarayan birkaç slogan değil, gerçek bir silahtı kastettiği. İnsanlar hakaretlere karşı vurdumduymazdı ve bu tür incitici darbelerle savaşı kazanmak mümkün değildi. Bir silahı, hakiki bir silahı olsun istiyordu. Bu silah düşmanı yaralayabilmeli, teninin dikkatini çekebilmeli, onu somut tarafından yakalayarak can alıcı bölgelerine ulaşabilmeliydi. Ufaklık devamlı demiyor muydu, insanın etine zarar verilmeliydi, dünyayı değiştirmek isteyen ete, tene saldırmalıydı. Onunsa eski bir dilbilgisi kitabından başka silahı yoktu. Zengin oğlanlara özel ders verdiğinde hissettiği can sıkıntısına karşı açtığı savaşı hep kaybeden dandik bir kalkandı bu kitap. Dünyaya girebilmek, kirayı ödeyebilmek, annesini kayıp krallığında ziyarete gittiğinde hediyeler satın alabilmek için gerekliydi bu dilbilgisi kitabı. Sigara alabilmek için de. Sigaraya hâlâ ihtiyaç duyuyordu. İşvereni olan doktordan parasını almaya gittiğinde, doktor hep sigara ikram ederdi. Ama sadece ödeme günlerinde yapardı bunu. Sadece pazarları. Bunu kasten yapardı çünkü sadece fakirler maaşlarının ardı sıra koştururlardı pazarları. Asla haftanın diğer günlerinde değil. Televizyonun önüne yerleşmeden önce, özel dersin nasıl gittiğine kulak verebilmek için çalışma odasının kapısını açardı doktor. Sonra kayıtsızca ve aceleyle bir merhaba derdi. Sigara ikramı ve bir nebze konuşma sadece ödeme günleri söz konusu olurdu. Kirli bir teklif. Sembolik bir işkence. Bundan kendini koruyabilmek için, öğrenci parasını almaya gitmeden önce ufak bir dükkândan birkaç sigara satın alırdı. Sigaralarını Hakiki Port-au-Prince'li Bakkalı'ndan almayı tercih ederdi. Tepenin eteğindeki. Genellikle üç sigara alırdı, nadiren de dört. Sonra, sözsüz bir anlaşma sonucu, kendiliğinden söyleniveren bir yalan, ortak bir yanılsama gibi, bakkal eski bir boş paket çıkartıp öğrenciye uzatırdı. Öğrenci paketi alır, mutlu mutlu bu harikalar harikası nesneye bakar, dudağında gezdirir, sonra içine üfleyip sigaralarını koymak için düzeltirdi. Daha düzgün görünmek için. Doktor, kendisinden oğlunun ilerlemesi hakkında bilgi aldıktan sonra Lucien'i salona davet edip ona Benson and Hedges'in en uzunundan ikram ettiğinde kibarca teşekkür edip kendi sigarasını tercih ettiğini söylerdi. Bunun üzerine doktor şöyle derdi: Gençlerin yerel renklerden tat almayı bilmeleri iyidir. Azıcık milliyetçiliğin zararı olmaz. Öğrenci, zenginlerin karnını bir evet ya da bir hayırla açıveren, sonra da hiçbir şey olmamışçasına kapatıveren cerrahla eşitmişçesine tüttürürdü sigarasını. İkisi de sanki birbirleriyle ilgileniyormuş, ortak noktalara sahiplermiş, eski ahbaplarmış gibi Fransızca derslerinden, ahlaktan, ergenlikten dem vururlardı; sigaralarından çıkan duman başlarının üstünde birbirine karışır, bir tür öte dünyada amaçsızca birleşip ışığın altında aynı mavi rengi alarak tavana yükselirdi; bununla birlikte bakışlarını birbirlerinden kaçırırlardı, çünkü gözleri hâlâ sırlarını, birbirlerini küçümsedikleri gerçeğini ele vermekteydi. Lucien doktoru öğrenci hareketinin gelişimi konusunda bilgilendiriyor, doktor da onların başkaldırısını anlıyordu. Ama aslında benden nefret ettiğini biliyorum. Sen, tiyatroya ancak okuduğu kitaplarda gidebilen sen, büyük ihtimalle hiçbir zaman doğru düzgün bir yerde oturamayacakken, benim aptal oğluma kalacak olan bu evde oturmam adil değil. Ve öğrenci doktorun onların davasına gösterdiği ilgiye teşekkür ediyordu. Sonuçta sen havaya savuracak parası ve marifetli parmakları olan bir hödükten başka nesin ki! Bana verdiğin yemliği dört kat artırsan bile oğlun asla hiçbir halt öğrenemeyecek. Daha sonra doktor duyulabilen ve duyulamayan her iki konuşmaya da, basit bir soruyla son noktayı koyuveriyordu: Çek mi nakit mi? Öğrenci yanıt veriyordu: Nakit. Doktor bu fakirlik belirtisine gülüyor (ya da öğrenci böyle yorumluyordu), cüzdanını çıkarıp parayı uzatırken sigaranın kıvrılan dumanları arasında asıl meramını yazıyordu zihninde. Pekâlâ, benim salak oğlum fiillerin basit zamanda çekimini bile anlamıyor. Ama sen, bir başkası değil sen, ona dilek kipini öğretirken uzun süre akla karayı seçeceksin çünkü oyunun kuralı bu. Ben öderim, sen yaparsın, lüks ve gereklilik, gurur ile statü arasındaki kaba fark budur. Alfred'in özel ders alması gerekiyor çünkü bizim konumumuza bu yakışır. Sessizlikte ilerleyen bu konuşma dış görünüşün ardına saklanıyor ve bütün vurguların altında hissediliyordu. Küçümsemenin kanıtı sorumlu bir baba edasıyla konuşan bu görmüş geçirmiş adamın duru sesinin ardında gizliydi: Daha ne kadar süre ders alması gerekecek bizim oğlanın? diye soruyordu doktor. Ve öğrenci, gittikçe ustalaşan ölçülü bir ses tonuyla, ama sinirli bir şekilde sigarasını mermer kül tablasında söndürerek, sesini ciddi, hafif, sakin tınılar arasında gezdirip en etkili biçimi bulduğunda, Birkaç ay daha, oğlunuzun yazısı düzeliyor ama yavaş yavaş, diyordu.
(s. 22-24)

Stok Kodu
9789753425490
Boyut
130-195
Sayfa Sayısı
112
Basım Yeri
İstanbul
Basım Tarihi
2006-01
Çeviren
Barış Bağcı,
Kapak Türü
Karton Kapak
Kağıt Türü
2. Hamur
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat