Lüsyen

2015-09-01 17:20:36

LÜSYEN

 

Abdülhak Hamid Tarhan demek “Makber” demekti. Ölen karısına karşı beslediği aşkın, sevginin ve onu kaybetmenin gözyaşlarıydı makber. Bir şair için illaki yazdıracak birileri lazımdı diye düşünüyorum. Ona ilham olacak bir aşk, bir sevgi o muhteşem mısraları tetiklemeliydi. Makberi yazdığı eşi gittiğinde ise yeni bir aşk bulmuştu Hamid. Bulmalıydı. Söylenecek çok söz vardı. Söyletecek ilham perileri lazımdı. Ve Lüsyen’ini buldu. Son ve büyük aşkını. Aslında Aşk mı? Karmaşık bir duygu mu? Tartışılırdı birçok insana göre. Tezat bir hayat yaşıyordu Abdülhak Hamid Tarhan. Önce “Makber!” diye bağırdı. Her yer karanlık dedi. Bir daha hiç açmayacak dedi. Ölen sevgiliye methiyeler dizdi. Sonrada unutulmaz aşkını makbere gömüp sevdiğinin (Lüsyen’in) yanı başına uzandı. Sadece Lüsyen de değildi ilham perisi. Gönlü pır pır eden şairi azam konacak çiçekleri çok çabuk buluyordu.

Zamanın Cumhuru Reisi Mustafa Kemal Atatürk’ün sofralarında ve yanında yer alan şairi azamın gerçekten ideolojilerinin peşinden koştuğundan mı? Yoksa düzene ayak uydurduğundan mı? Bilemem! İmparatorluk zihniyetinden çok kolay sıyrılıp yeni hükümette mebus bile olmuştur. Şapka devriminde bizzat Atatürk’ün yanında yer alarak ilk şapkayı kafasına takmaktan hiç çekinmemiştir. Yazdığı mısraları ve piyesleri gelecek nesillerin asla anlayamayacağını bildiği halde dil devrimine karşı çıkmayan şairi azam beni şaşırttı doğrusu. Hem de unutulmayı asla hazmedemeyeceği ve yüksekleri sevdiği halde.

Dönemin şairi azamı Abdülhak Hamid Tarhan; yeniyi ve eskiyi bir arada yaşayarak birleştiren, zaaflarının esiri, fazlaca politik ve başköşeleri seven bir adam. Bana göre çoklu kişiliğe sahip.  Duygu yükü ve devinimleri oldukça fazla. Fakat ilginç ki, adam çevresi tarafından seviliyor. Özellikle kadınları cezbeden bir tarafı olmalı ki çevresi hayranlarıyla sarılı. Nazım Hikmetin bile “ben ki hiç el öpmemiştim, eğildim öptüm bu eli” derken “Şeytan tüyü var bu adamda” sözünü doğrulayan bu şahsiyeti çözebilmek oldukça zor olmalı diyorum.

Lüsyen; Hamid uğruna Birinci Dünya Savaşı sıralarında ailesini terk edip Hamid’in gölgesinde ömrünü ona feda ederek yaşamayı tercih eden bir kadın. Öyle bir hayat ki; Lüsyen’in şevkati ve Hamid’in umursamazlıkları arasına gelip giden baba kız ilişkisi mi? yoksa seven iki eş ilişkisi mi? diye karar veremediğim kafamı karıştıran bir ilişki. Aralarında ki yaş farkı ise; eşler arasında yaş farkı ne kadar olmalı? sorusunu cevapsız bırakacak türden. Psikoloji bir bağımlılık sendromunu araştıracak olsa bence Lüsyen’i araştırmalı.

Bunun adı aşk ise ilginç bir aşk hikâyesi okuyacaksınız. Normal sınırlar içerisinde yaşanan aşk sınırlarını zorlayacak ve çoğu kişi tarafından onaylanmayı bırakın eleştirilecek türden bir aşk. Can Dündar ise tarihin tozlu sayfaları arasında gizli kalmış bu aşk hikâyesini titiz araştırmalarla ortaya çıkarıp belgelerle harmanlayarak okurlarına sunmuş. Unutulmaktan korkan bir şairi azam’ın hayatını ve Türkçeleştirilmiş mısralarını günümüze kadar taşımış. Usta bir yazarın kaleminden cam fanus içinde sunulan bir hayatla birlikte tarihin derinliklerine inmek istiyorsanız mutlaka okumalısınız bu eseri. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Eleştirirsiniz, eleştirmezsiniz. Yaşanmış ve bitmiş. Şimdi aynı yerde uzanmış sessizce yine yan yana uzanıyorlar. Roman çok yönlü. İsteyen bir aşk hikâyesi okur. İsteyen Osmanlı’nın son yıllarını. İsteyen Cumhuriyetin ilk yıllarını. İsteyen Osmanlının nam salmış şair ve yazarlarının birbirleriyle iletişimini. İsteyen Hamid’in Türkçeye çevrilmiş şiirlerini. Onlarla birlikte bir dost meclisinde; yemek yemek, edebiyat yapmak isterseniz Lüsyen’i okumanızı tavsiye ederim.

Leyla YARGI MANTAR

yargimantar@hotmail.com

 

* Yazıların sorumluluğu yazara aittir. 

* Kitap eleştiriniz için satisdestek@kitapvekitap.com adresi ile iletişime geçebilirsiniz.



Kapat